5 Ekim 2026 Pazartesi

EŞİK

Bu âlemde, el âlemle bahşettiğin,
el-Alîm...
sayesi var; kendi nerededir?
Sâdası hazır,
gördüğü ışığın hâlidir.

Ruhum şükrün terennümünde
sığlaşır taştığı yerde.

Tanışmak hangi yazılmış kaderde?
Yüz sene geçti;
bin sene daha mı gerekir?

—

Bu yüreğime, el yüreğiyle bahşettiğin,
en-Nûr...
adı var; kendi nerededir?
Sâdası hazır,
soluğu yokuşta hanidir.

Ruhum şükrün terennümünde
sığamıyor yeryüzüne.

Kavuşmak hangi yazılmış kaderde?
Yüz sene geçti;
bin sene daha mı gerekir?

—

Bu aklımsa, el haklıysa bahşettiğin,
ya Hû...
yarattığın yârsa, zâtı nerededir?
Sâdası hazır,
tekâmülü tekrar hâldedir.

Ruhum şükrün terennümünde
sığınıyor ulvî gayeye.

Yaşamak hangi yazılmış kaderde?
Yüz sene geçti;
bin sene daha ne değiştirir.

5 Eylül 2026 Cumartesi

Hoş Geldin Suizan

Neredeyim biliyor musun?
Olana ait oldurulmayanda kanıdayım.
Farkında olduğumun zorunda,
Farkında olmadığının zannındayım.

Tüm yüreğimle istiyorum,
neredeysem orada ol, Suizan.

Burada yapabileceklerin,
oradan konuştuklarınla parlatıyorsa âlemde yerini, dilerim: Ol ben.

Yer edin bu oluşta;
oldur, olur, olmalı dediğin her şeyini.

Yine de ben, istemem olayım sen.
Yine de ben, istemem oldurayım sen gibi.

Neredeyim biliyor musun?
Olana ait oldurulmayanda kapıdayım.
Sandığını olduğumun zorunda,
Sandığım olmadığının zannındayım.

Tüm aklımla istiyorum,
neredeysem orada ol, Suizan.

Burada olabileceğin,
oradan konuştuklarımla parlatıyorsa âlemde yerini, isterim: Ol ben.

Tekrar doğur bu oluştan;
oldu, oldu, oldu dediğin her şeyini.

Yine de ben, istemem olayım sen.
Yine de ben, istemem oldurayım sen gibi.

18 Temmuz 2026 Cumartesi

ADIMSIZ DİZELER

O, sen misin?
Sen... benden misin? 
Benden vazgeçtiğimde...
Ve vazgeçemediğime döndüğümde,

Karanın gecesinde,
Bakışın hecesinde,
Gelen misin?

Bu bir hikâyeyse —
Ya da ezberden şiirse,
Hatırlar mısın?
Öğrettiğini hayatın.

O, ben miyim?
Ben... senden miyim?
Kendinden vazgeçtiğinde...
Ve döndüğünde dengene,

Karanın gecesinde,
Gülüşün hecesinde,
Kalan mısın?

Bu bir hikâyeyse —
Ya da ezberden şiirse,
Duyar mısın?
Öğrettiğini adının. 

O, biz miyiz?
Biz... bir miyiz? 
Vazgeçildiğinde...
Ve birbirine dönen izlerle... 

Karanın gecesinde,
Susuşun hecesinde,
Kader miyiz?

Bu bir hikâyeyse —
Ya da ezberden şiirse — hatırlasın.
Hatırlarım — yaramı.
Hatırlasın.
Hatırla — yaranı.

Öğrettiğini...
Yaranın!

Öğrettiğini...
Yaramın!

3 Nisan 2026 Cuma

İTİBARINDA İNTİHAR: REFİKA İÇİN DUA

Kuş olsam uçuşumu hatırlarsın. Zaten... Zatenden vazgeçsen cinsini sevdiğim, cinsini kucaklarsın.

Ey dahilliğimde insanlık ve içinden bir kaç kaçınanı. Sesimi duy, adımı tekrar ederken. Yazıklar olmasa yazdıklarımın anlamı, zatenini boğazlamazdı.

Kelimelerinizle bir vücut halinde gözümde canlandırdıklarım. Haşa. Verilen cana değil lafım. Candan ederken canınızın çıktığını görmek kahrım.

Parmak ucunda zelzelelerim. Tutkusunda yaşamın şükründen mahrum, uçurumun kenarındayım. Hızır, bu sen misin? Ya ben buna hazır değilsem. O zaman çarelerde ayrılalım. Sen benimlesin.

Ecelin izi bellidir. Ve bahşedilen bir şey midir ölümlerden ölüm beğenirken tanımak yolunu, yolcusunu zâhirin. Bâtının umduğu değildir midir umudu?

Bazı bir ilmek daha ekler, kaybolmaya. Tetiklenmek çağın bulduğu en son zan. Tetikleyen, çağın azılı zanlısı. 

Sesimi duyduğum sohbetlerin sayısı epey arttı. Ne demekte bu demek açıklamasının imkanı, rahmetlinin rahmana istediği zamanda değil, istenilen zamanda çağrılmasında ki ısrarın kadrandan taşmasında saklı. 

Beni ben eden ile beni benden edenin temaşasında beni kim emanet alır benden.

Vazgeçemediğim vazgeçmeden, bir avazda benden vazgeçmeyen. 

Beni bana bıraktığın her doğuştan, beni bana bırakmadığın dirilme sırası. 

Şahitsin, sana ısmarladılar beni Allah' ım. Beni benden edenin; temennisini tören bilip toprağı eşeledim, tohumun yanına kıvrıldım. 

Doğrulmanın yeşermek olduğu yeryüzünde böyle mi öğretilir? Yeşerenin gölgesinde kimlerin kalması gerekliliği yeryüzünün üstündekinin mi derdidir?

Kelimenin sakıncasında sana sığınırım.

Niyetin okunmasından, kalemin kırılmasına; zatenin meşruluğunun gayriliğinde zerreye tesire. Derdini anlamakta biçarenin derdini anlayacağı vesile olmaktan, derdini anlamakta kayıtsız kalıp ne derdi, demedi, demeliydi musibetinde yaratılmışlığımın anlamı olmasın dilerim. 

Yarattığın yar yarattı insafından yoksunsa, beni bana emanet etme Allah' ım.

5 Şubat 2026 Perşembe

Müjdeler Ver İlhami!

Başlıyoruz. Devam edene ne büyük kelimeler bunlar. Hangileri İlhami? 

Hayatla ilgili çıkarımların hepsini okuduk ve yazdık veya yaşadık pek tabi yaşattık. Ne kadarında, varamadık çünkü her defasında hayatta kaldık. Köprüler yıkıldı, su aktı, bir yolu bulundu. Boş bulunmalarda iki kere yıkandık. Dereyi geçtikten sonra paçaları sıyırdık, çaremiz bu kadar oldu. Hata burada belki de. Zaten unutulur zaten silinir cümleleri ya unutulmazsa ya silinmezsenin korkusuna bırakmadı kendini. Burada hata, korkunun tanımını cesaretle yapmaktı. Seni doğru anlamamdan neden böylesine korktun İlhami?

Çokçası birikirken içimde dilimin varmadığı cümlelerim var artık. Bildiğimi değiştirirken, senin değişmemen de sinirime dokunuyor. Sana sinirim de dönüşüyor. Dokunan yer aynı kalıyor. Oram buram şuramda tarif et deseler edemem yerimi yurdumu, elinle koymuş gibi bulmanı kör talihinden sayıyorum. Savrulmamı rüzgarın diye anlamlandırmaktan vazgeçiyorum. Bahanelerinden sıyrılamazken kendini buldun mu İlhami?

Seni, sana olanı bana anlatmaya yine kalubeladan başlıyorum. Devam ederken nasıl bir yük bu. Dağ aşıyorum, aştığım dağı sırtımda taşıyorum. Sankiden dahası, ispatı dravmadan geliyor, hal ikna etmiyor. Bu yüzden aynaya baktığımda gözüm ardımdakilere kayıyor, yerini yokluyorum. Bakan gözümün gördüğünden de sen sorumlusun. Kalubelada aklında kalan belan olduğu için. Kalbini kıranın elini tutarken bana mı sordun?

Seni anlıyorum dediğim cümlelerime inanamıyorum. Kendime bağırdığım sen inancımdaki beni artık anlıyorum. İnceldiğim yerden kopmamak için, tuttuğumu koparıyorum. Tutunduğumda, bütünlüğümü bulamıyorum. Uyuyamıyorum, uyumlanıyorum. Hem hem hali İlhami. Varlığa şükür için yok etmeye başlıyor, oluşu olgunlukla karşılamak için olmayanda deli taklidi yapıyorum. Bakıyorum da duruyorlar, duruyorsun. Kusura artık bakmıyorum.

Anlatılanlara anlatanın istediği anlamda anlam vermeye çalışırken, an savruluyor adına anı koyuyorum, sen beliriyorsun. Ağzından çıkanın kulağı duyana münasebetinde, müstesna yer inşamda yerim tekabülünü sayıyorum. Bir, iyi, üç… oyun. Şimdi kulağı duyanla ağzı olan değişsin. İlet, ileti, iletişim. İlhami herkes gibiymişsin.

Ve artık bitmiş kahve bardağı gibisin de, izzet-i ikramında kusursuzun elinde kalan kırk yıl hatırı saymak kadar çaresiz. Hafızasını kaybedene, hatrı sorulmasından ne beklenir ki, müjdeler vermesi mi? Bahse girerim öyle olsun istersin. Mevzubahis değil, kazanan İlhami, sensin. 

18 Eylül 2025 Perşembe

Ötekine Köpek Çekmeden Önce Ne Kadar İyi Havlayabildiğime Baktım:KUDUZ

İnsan insanın mahcubiyetidir. Konuyu küresel bir çıkarıma ittirip, kitlesel bir tükenişten sesleniyorum. Kısılmış olsa da sesim, seda olmayı seçiyorum.

Önceden yorulurdum. Taş taşımasamda Firavun’u tanıyabildiğim için. Yorulsamda, çare kuyularımda illa olurdu sözüm. Nitekim bir bütündeydik cümlelerce. Hepimizin başına aynı şeyler gelebilir, bulduğumuz çareler farklılaştırır bizi sadece, ya ver elini ya tut elimi işte. Derdim önceden, çok öncesinden gelen platonik umuduma dayanırdı sesim, gayretkar emeğimin şerefine. Adım diye bildiğimin imtihanında yazılmış olmanıza sözüm yok haliyle.

Nihayetinde bi garipsin,
Yüzü parlar mı galibiyetin sahibinin
Savaştığınla savaşta olduğundan habersizsin.

Görmek için bakmadım. Duymak için dinlemedim. Düşünmek için düşünmedim. Çarelerimi aramanın tabiatımcasını tatbik için sizde çok yoruldum. “Siz.” Sizden sonrası sitem. Siz kimsiniz? Gerekçenizi beladan, mevlanızı gerçekten bilir misiniz? Bilmezsiniz. Şüphesiz bilseydiniz haşa dedikten sonra haşmetinizden ödünüz kopar, karşınızdakinin titremesini beklemezdiniz. Uzun lafın kısası, kaç vakitte kıbleyi arkanıza alıp hakka girdiniz? Durun ama! Uzun cümleleri kafanız karıştığı için sevmez, soruları itham etmek için dersiniz. Cevaba tahammül için en iyi ihtimalle denklik, müstahak bir aşağılık olmayı, lütüfta beklersiniz. İhtimal derken, birden çıkanın sıfır olmasının bire zeval etmediğini bilir, çarpıldığında çarpılmışa dönüp sabrı kimden dileneceğinizi bilirsiniz. 

Şamatasında ıssızlığın
Vakti gelmişti çoktan susmanın
Lafı edene göre demenin adabında
Çıkan sözden değil ağız alışkanlığından korkarım.

Bana haddimi bildirdiğiniz için teşekkür ederim. Sesim yetmezse halim, halim görülmezse cümlelerim buldurur sandığım hakikatimde, hakikaten kendimi kaybettim. Birinin birine yettiğini de tükettiğini de savunurken, kendimi öfkemin arsızlığına sakladığımda, kim olduğumu boşverip kim olacağımdan titredim. Evvela bunun bir anlaşma olmadığında anlaşalım, bu anlaşmazlığın tek sebebi elbette siz değilsiniz. İletişim; kurulması yahut kurulamaması halinde, tabiatı ahvalinde senli benlidir. Bilmek, duymak, görmek istemediğini bildirdim, söyledim, gösterdim. Şüphesiz ki sorumsuzluğunun sorumlusu benim. Kendimden bildiğim seni, beni kendin gibi bilmenden korkacağına, imtina etmedim. Lakin tüm bunlar için hafızama istifra ettirmek isterdim. Biz olmanın cinsiyetsizliğinde, sinkafın şahsileştiği beyanıyla er meydanına it izi karışmış perişanlığında, köpek çektiğinizin kuduz olmamasını dilerim.

Sesini kıs cümleni boz, kurdunu
Sokağa salınca it dediğin parçalayacak 
Kocadı da maskarası oldu şanın
İlahi adaletin ahında yankılanacak.

17 Mayıs 2025 Cumartesi

İnsanın Laciverdi İnsana

Şanslıysan o kâğıdı önüne koyacaksın.
Azmettiysen, kalemi kâğıda katacak,
Yaşıyorsan, cümleler kuracaksın.
Duyuyorsan, ağızdan çıkan sözün uçtuğunu sahibi duymadan, 
'Yazı kalır' yazacaksın.
Nasibinde umudun varsa okunacak,
Nasibinde aklın varsa, anlaşılmayı ummayacaksın.
Şayet cesursan renklerin seni arayacak,
Bilirsen, kaybedeceğin çok şeyi bulacaksın.
Hevesliysen, merakını merak etmeyi öğreneceksin,
Anlıyorsan, kalemin bağımsızlığa rengini
'Mavi yazabiliyorum' noktasında kanatlarını çırpacaksın.
Sen, mavi değil lacivertsin, diyecek henüz kalemi kılıçtan ayıramayanlar.
Uçar sandığın söz, ziyanına konacak,
Baki kalan, ağızdan çıkanı duymayan kulaklar,
Hoş bir sada, ağıta duracak.
Haktan yanalığında hak verecek, hakkından vereceksin.
Ben mavi değilim kabulü, yenilgi hanende,
Yenenler yarışta, dünya helası istikametinde.
'Değilimin' altını çizecekler keyifle, üstünü çizmeden zevkinin, az öncesinde.
Gayen nefesinde ha gayrette, uzun cümleler kuracaksın,
Şanslısın, o kâğıdın ardı boş önü müsvette
Azmet kalemine tutun, azimle hırsına tutunma.
Yaşıyorsun, kıy kelimelerine cümlen olsun
Duy, duymazdan gelineni,
Nasibinde umudun varsa okur yazar,
Nasibinde aklın var, emellerinden korkar.
Cesursun, şayetsiz renklerine,
Bildiğini bul, bulamadığı bil önce.
Hevesin şaşkın hevessizliğine,
Anladığını kabul et, bakmıyor kimse.
'Lacivert yazabiliyorum' yazdığın satırların peşine,
‘Mavi değilsin' hakikati iftirada değil taktirde,
Amasız tebriği amansız alkışı, yazıyorum bende.

EŞİK

Bu âlemde, el âlemle bahşettiğin, el-Alîm... sayesi var; kendi nerededir? Sâdası hazır, gördüğü ışığın hâlidir. Ruhum şükrün terennümünde sı...